Dost mu? Düşman mı?

Hayatımda olmamasıyla, olması gereken insanların müsabakalarını hep yapmışımdır.. ‘Doğruluk’ abidesi olmadım.. Hatalar insanlara özgü bir şeydir.. Kimini isteye isteye kimini o an gelişen olaylara özgü, hayatımdan uzaklaştırmışımdır..

Ama her zaman ‘pişmanlık’ duyduğum konularda özrümü dilemişimdir.. Bazılarını acaba ‘Hak etmedi’ cümlesini kurduğum günler olmuş kendi kendimi çok sorgu sühal etmişimdir.. Kendimden uzaklaştırdığım ‘dost’ adı altındakileri her an düşünmüş acaba yanlış mı davrandım? Demişimdir.. Fakat herkes hakettiği yerde olduğunu bana gösterdiler… Üzüldüm mü? Evet.. Fakat böyle olması gerekiyormuş.. Keşke beni haklı çıkartmasaydı dediğim kişiler oldu.. Ama onlar beni yanıltmak yerine, doğru yaptığımı bana ispatladılar.. Ne zamanki bunu gördüğümde üzülmekten De vazgeçtim.. Evet.. Çok doğru hatasız biri değilim, her insan gibi.. Ama yanlış biri de olmadım.. Belki fazla tepki verdiğim anlar oldu ama onların zaten arkalarında sakladığı bıçakları varmış..

Herkesin kendi karakteri, hayat çizgisi, doğruları ve yanlışları vardır.. Benimde hayatımda ki bazı çizgiler hiç değişmez ve aşılmaması gerekir.. Dominant bir karakter değilimdir.. Ortama ayak uydururum fakat sınırlarımı bilen biri fazla zorlamamalıdır.. Dostta böyle olmalıdır.. O kişinin karakterini biliyorsan o duruma sokmamalısın.. Kendinide dostum dediğini de zorlamamalısındır…

Emin ol ki hayatımdan uzaklaşmadan önce ben çok düşünmüşümdür de sen bunu anlamamışsındır… Kimsenin hayat hikayesini yargıladığımdan, hatalarından veya kusurlarından dolayı vazgeçmedim.. Benim haddim değil..! Bana ait olan şey diyolog.. Gözümün içine bakarak hikayesine ağladığım insanlar yalanlarıyla kendimden şüphe etmeme sebep oldular.. Birde adına ‘dost’ dediler… Benim yerimin dediğin o yer olduğunu söyleyebiliyorsan eğer tüm gerçekleri söylemeliydi.. Yargılamaz, küçümsemezdim.. Aksine ağlamamız gereken yerde ağlar, mutluğuna ortak olabilirdim.. Olmamışım.. Çok doğru bir karar verip hayatımdan çıkmasını sağladığımda bunu anladım.. İlk başlarda kendimi çok suçladım üzüldüm.. Gerçekleri duyunca ne kadarda doğru yapmışım dedim..! Senin hayatında ki gerçekler değil..! Benden sakladığın içindi doğruluğum…

Benim yüzüm gülmedi dost, arkadaş konusunda anlıycağınız.. Bende pekte eksikliklerini hissetmedim doğrusu.. Eğer ki iyi olsalardı hayatlarımda olurlardı.. Canımı yakmasalardı şuan bir acı kahvenin 40 yılını kutluyor olurduk.. Güven denen duygu bir tek sevgiliye, eşe ait bir duygu değildir.. Güven en çokta dostta yakışır..!

Sen..!

Kokusu.. Diyorum, tüm iliklerime işleyen..

Gözleri… O ucu bucağı olmayan dipsiz yer.. Her baktığımda beni en derinliklerine çeken.. Kirpiklerinin sayısını bildiğiniz biri oldumu hiç hayatınızda? Yada saçına düşen ilk beyazı, cüzdanınızda taşıdınız mı? Nasıl bir büyü bu? Kusur? Kimde var olurdu? Ben bulamadım aradım mı? Sanırım ona bukadar hayranken fırsat bulamadım 🙂 Erimekle meşgülüm.. Her zerrene derler.. Damarlarından akan kanın sıcaklığını hissetmek desem çok mu abartırım?

Ya işin içine özlem girerse.. Bu deli ne yapar? Sen derim uyurum.. Sen der kalkakırım… Bazı geceler zehir zemberek..! Yanında hızla geçen zaman, yokluğunda öldü… Kokun dudaklarımın üstüne sinmezse, günüm nasıl güzel geçsin? Çoraplarımla yatıyorum, ayaklarımı ısıtanım gitti.. Üstümüde örtmüyorum hasta olursam belki gelirsin.. Ha birde çok sigara içiyorum…

Geceleri yalnız sokaklarda geziyorum.. Sessizlik sanki senin sesini fısıldıyor kulaklarıma.. Hele o yağmurdan sonra gelen koku.. İşte tamda o an sen geldin sanıyorum..


Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben..
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.Uykumun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben..
Bir yere gidiyorum,
Delice..
Aklımda sen.Ben seni seviyorum,
Gizlice..
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda..
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda.
Güzelce… Özdemir Asaf. 🙏

Güzel sevin..!

Anlayamadılar
“Biz ince bel, ela göz, sütun bacak için sevmedik güzelim
Gümbür gümbür bir yürek diledik kavgamızda
Ateşin yanında barut, barutun yanında ateş olasın diye!.. .
Rakı sofralarında söylenip, acı tütün çiğnercesine sevdik
ANLAYAMADILAR…. Nazım Hikmet Ran

Çok güzel sevmişler.. Nasıl da içten, sıcak..Güç varmış. Sevginin gücü.. Korkutmadan, özgürce..

Şimdilerde biri böyle sevdiğini görsem ürkerim.. Herkez özgürce sevmeyi unutmuş.. ‘BENİMSİN’ derken en başlarda hoşuna giden o kelime sonradan hayatını karartmış..Zincerlere vurulup bir zindana atılmışsında sen her yerin karanlık olduğunu oraya girmeden fark edememişsin.. Adına ‘sevda’ demişler ama başına gelen o ‘kara’ cümlesi senin sonun olmuş.. ‘Halbuki başlarda ne güzeldi.. ‘ diye Kurulan cümlelerden korkarım.. Çünkü daha cümlenin başında bitişliği anlatır..Şiirlerden, kitaplardan ‘sevmeyi’ öğrenen insanlardan korkmayın.. Ama size ‘sahibi’ gibi davrananlardan uzak durun.. O hoşnut olduğunuz koruma duygusu sizi sona götürür anlayamazsınız.. Kimse kimsenin sahibi değildir..! Korunmaya ihtiyacınız yoktur ki..! Beni kendinden koru olmasın hayatınız..! ‘ ya benden ayrılırsa’ şimdiki sevgilerin ana korkusu..! Bırak..! Ayrılırsa ayrılsın..! Gitmek isteyen kişi her türlü yol alır zaten.. Sen ne diye her istediğini yapıyorsun ki? Senin bir onurun, karakterin yokmu? Bir tek onda mı var herşey? Mazoşist değilsen kendine bunu yapmamalısın.. Sevgi acıtmaz, can almaz.. Bilakis yeşertir solan çiceklerini.. Kısıtlamaz! Sen özgür olursan onu daha çok seversin.. Kendinsen ‘mutlu’ edersin.. Değiştirmeye kalkma! Değişme..! Emin ol dönüştüğü kişiyi sende sevemezsin..! Papatyayı ayırma toprağından.. Orada mutlu..!

Başından bitmiş cümleler olmasın hayatınızda.. Bırakın.. Nefes alın.. Sizin nefesinize eşlik edicek biri mutlaka olucaktır..! Güzeli sevmeyin ‘güzel sevin..!’

Yarın ‘senin’ olacak..!

Donuk duygular.. Felç olmuş.. Hissetmemek olup biteni..

Bitmişlik bu olsa gerek.. Geçmiş, şuanki zaman ve yarınlar.. Ne hisettirmeli.. Neyi aramalıydı kadın? Hangi gününe bakmalıydı? Geçmiş? Gelecek? Hangi kaybolan zamanına hayıflanmalıydı…Çok mu geç kalmıştı…Anlatamıyordu ama içinden öbek öbek kopan düşenceleri.. Hayır..! Diyordu.. Geç değil.. Henüz bitmedi… Hala nefes alabiliyorsan ‘umut’ vardır.. Sen varsan, bittim demezsen bitmemeli.. Geçmişte değil, bugünde değil belki ama yarın.. O yarınn senin olacak…!

Sen Değerlisin..

Yaraların, ışığın içeri girdiği yerdir… – Mevlana.

Ne güzel söylemiş.. Hayatınızın neresinden Bakarsanız bakın. En çok yaran nereden acıyorsa orası kan revan içindedir..

Yaşanılan acı tecrübeler bugünün mimari ‘SENİ’ inşaa eder..! Belki çok kötü birisin, belki çok kırılgan ve yahut çokça yalnız.. Bunu size yapan birileri mutlaka vardır.. Sende istememişsindir ki şuanki seni.. Memnun değilsindir kendinden.. Belkide yorgunsundur.. Birazda bıkkın…

Sen ‘BİTTİ’ Demeden herşey bitmez bunu da bilesin.. İster kendini bitirirsin, istersen seni bitirmeye çalışan şeyleri… Sorunda kendinsindir, çözümde…

Kendini sevmezsen, seni sevenleri nasıl göresin ki… Hep mi yalnızdın? Yok muydu çevrende kimse? Yoksa sen mi yolladın hepsini?

Ya kötü olmana sebep olarak hep mi Hayatı suçladın? Bahaneler seni daha mı az kötü yaptı? Birazda vicdan vardı onu rahatlatma istediği mi duydun içinde?

Çok mu üzdüler seni? Hormu gördüler? Aşağıladılar? Ee birazda suçladılar? Sen ne yaptın peki? Sustun mu? Kırıldın, incindin, ağladın,sustun… Peki bu sana ne kazandırdı. İyi birimi olmuş oldun? Yoksa ‘acıların insanı’ olarak hep iyi davransınlar diye kendinden ödünler mi verdin?

Her seçim SENİN hayat SENİN..! Senin kendine vermediğin değeri bir başkasından istemeye hak göremezsin..! Yada yapmış olduğun ‘Kötülüğü’ başkasını suçlayarak TEMİZLENEMEZSİN.. Çamurlu ellerini suyla yıkadığında sen o çamura hiç bulaşmamış olmuyorsun..! İyi niyetimi suistimal ettiler…! Kim etti? Onlar sana bunu yaparken sen neredeydin? Sen seni sevsinler diye herşeyini feda ederken onlar sana seni tatmin etmeyen sevgilerini sunduğunda çok mu mutlu oluyorsun? Yada ‘ben ona böyle yardım ettim, yok en zor zamanında ben yanındaydım’ diye karşılık beklediğin sürece o karşılık sana hiç bir zaman geri dönmiycek, boşuna bekleme..! Ya yap iyilik ‘karşılıksız’ yada yapma ‘hesapsız’..Bir daha şuan ki yaşında olabileceğinin garantisi varsa devam edebilirsin.. Aynı güzellikte,aynı yaşta, aynı sağlıkta.. Hiç biri kalmıcak.. Ve sen bir gün geriye baktığında uğruna yakıp yıktığın herşeyden pişmanlık duyabilirsin.. Önce kendine kızarsın.. Sonra giden ‘sana’.. Toparlamak için bir anlık girişimde bulunursun ohooo bir bakmışsın tren yerinde yok.. Sen DEĞERLİSİN.. Belki şuan anlamıyor göremiyor olabilirsin ama birileri için mutlaka değerlisin.. Belki kıbleye dönen iki el senin için dua ediyordur.. Sana belli etmeden meraklanan bir baban vardır.. Bir çocuğun gözyaşındasındır belki.. Bir adamın yüreğinde.. Görmek istedikten sonra sen değerli olabildiğin yerdesindir de, istenmediğin yerlerde zorluyorsundur kendini..

Sen sadece kendin olmaya bak..! İçinden nasıl geliyorsa.. İçinde dışında ‘sensin’ bırak başkaları yalnızca seni sevsin..

Yine mevlanın bir sözüyle bitiriyorum..

Kendini küçük görmeyi bırak.. Sen yürüyen EVRENSİN…!

Toplumsal..

Toplumsal ön yargılar..!
Ne acıdır ki bizim seçme hakkımız yoktur.! Bir şekilde çocukluktan seçme hakkımız ailelerimizin elindedir.. Daha küçük yaşta dayatılır herşey..! Kızsan ve okumazsan kocaya.. Erkeksen okusanda olurr, okumasanda bir iş bulur çalışırsın.. Mesela karekterinin şeklini toplumun görüşlerine, yaşadığın şehrin örfüne adetine göre şekillendirirsin.. Kimse sormaz sana yada sen istediğin şeyi dile getiremez ‘herkesleşme’ zorunluluğunu seçersin. Bunu kime zaman hiç farkında olmadan yaparsın.. Hiç sormamışsındır bile kendine.. Ben ne istiyorum? Diye.. Yada sorduysan da yine bir kalıbın içine girerek devam etmişsindir.. Atıyorum en basidi mesleğini seçmişsindir yada evleniceğin kişiyi, yaşamak istediğin şehri gibi.. Bunlar dışında neye itiraz edebildin ki? Aslında yine toplumun dayatmasına kapıldın o klasik hayatın kalıbındasın aslında.. Bunu hiç düşündün mü?
Başka yaşamak için gerekli olan ne var ki? Diyebilirsin.. Evet ne var olabilir?
Ben mesela evet yaşamak adına yeteri kadar para ihtiyacımı karşılayabilen ama benim yaşam alanımı çok fazla kısıtlamayan iş saatleri olmasını isterdim.. Eminim ki bunu bir çoğunuzda istiyor.. Fakat sağlayamıyor.. Çünkü bize dayatılan bu!! Kalıp olan tam olarak da bu.. Halbuki yarın ölüceğini bilsen asla dün sabah 8 akşam 8 saatleri olan bir işte çalışmazdın.. Ama bunu biliyorsun.. Ölüceksin bu belki bugün belki yarın belkide daha uzun bir süre olucak? Bunu bilerek yaşıyoruz zaten.. Ama sen yaşadığın ülkenin bir diğer şehrini belkide göremeden ölüceksin! Bu dünyaya geldin ama o il sınırından bir öte hiç gidemedin.. Ne acı..! Ne zor bir hayat..! Ve bunu bize reva gören bir adı ‘düzen’ diğer adı ‘adalet’ olan bir sistem var..
Birde ‘yargılar’ var.. Mahkeme salonlarında hakimin işi olan değil hani şu sokakta elini kolunu sallayan, kahvede çayını sıgarasını içen, evlerde kısır poğça yiyen hakimlerden bahsediyorum.. ‘Senin kızın’ sokakta bir oğlanla geziyordu, oğlu sigaraya başlamış alkol karı kızı da vardır bunun… Diyenler..! Ah ahhh…! Ne sevelerler başkalarının hayatlarıyla ilgili atıp tutmayı.. Öyle görmüşlerdir aslında.. Başkasının başına gelen kötü bir olayı bile ‘eee zamanında bana çok gülmüşlerdi bak şimdi başına geldi işte’ diyerek yaftalarlar hayatları…
Birde hiç bilmediğimiz ama isimlerini duyduğumuz hayatlar vardır..! Kimisinin doğuştan gelen kimisinin seçimi olan.. Varlığına inandığımız ama Toplum olarak bunu kabullenmediğimiz… Cinsel tercihleri dış görünüşleriyle zıt olanlar.. Homoseksüel, eş Cinsel toplumda bir çok ismi barındırır.. Gelin görünki onlar kendileri için ne isim koyduklarını ben bilemiyorum.. Bazen bir arkadaşımız öyledir bazen uzaktan duyduğumuz biri bazen dışarıda gördüğümüz, televizyonlar Gördüğümüz.
Ama varlar ve bizden birileri.. Dini ırkı, meshebi, işi, eşi, kimilerinin çocuğu kimisinin de kendi çocuğu olanlar..
Toplum ve ön yargıları bu tür herkesin hayatına bir şekilde ‘bilerek’ yada ‘bilmeyerek’ bir şekilde karışıyor.. Yargılıyor…
Benim olayım aslında herkesin bir anadan olduğunu unutulmaması.. Bütün şartların herkese eşit dağıtılması..
Keşke öyle bir yer var olabilse.. Kim bilir belki de başka bir yaşam da.. Tek bildiğim ve yürekten inandığım Allahın adaleti.. İşte ozamn herkez eşit olabilecek bunu bilmekte beni rahatlatıyor.. 🙂

Zifir..


Derin derin nefesler…
Göğsüm iyiden iyiye sıkıştırdı beni, karnıma bir yumruk yemiş gibi ağrı girdi..
Allahım bana ne oluyordu böyle? Yataktan doğruldum yan tarafımda uyuyan eşime gözümün ucuyla baktım. Ve elime telefonunu alıp hemen uzaklaştım..
Bir insan gecenin bir yarısı ya su içmek için kalkar yada tuvalet ihtiyacı için.. Buda neyin nesi?
Rüyamda ne gördüğümü bile hatırlamazken kalp atışlarım ne diye böyle atıyor ki?
Rehber en baştan sona kadar bakıldı.. Bir yabancı isim?
Halbuki bütün isimler yabancı bana? Bu erkek isminde neden bukadar heyecanlandım?
Aramalıyım..
İyide ne diycem gecenin bir vakti?
Hemde kim ki bu? Ya eşim anlarsa?
Ne diye elalemin adamı gece gece aradın derse?
Tuş kilidini kapattım.. İçeri geçip bir sigara daha içtim.. Ama kar etmedi bir tane daha, bir tane daha ve bir tane daha…
Uyuyamıyorum.. Kaskatı kesildim.. Kalp atışlarım hala düzensiz.. Gereğinden fazla hızlı… Allahım ölüyor muyum acaba?
Eşimi uyandırmalı mıyım?
Yok canım ne diycem adama? Gece gece telefonda bir adamın ismine kalbim hızlı mı atıyor? Kendi kendimi öldürmek daha kolay olurdu.. Bu sefer daha sakin olmaya çalışarak bir sigara daha yaktım.. Artık sabah 7:00 olmuştu.. Aramalıydım en azından sesini duyar kapatırdım alt tarafı..
Gizli numaraya almalıydım.. Evet kahretsin neden daha önce aklıma gelmemişti ki?
Neyse hala geç değil.. Olan uykuma olmuştu ama bir günde uykusuzluktan kimse ölmez..
Aradım.. Çaldı.. Uzun uzunn..
Açılmadı.. Bir daha tuşladım.. Bir, iki, üç, dört, beş.. – Alo??
-Aloo? Kimsiniz?
………..Felç oldum sanırım.. Kafamın içimdeki cızıltıda ne? Offf kapatın ışıkları gözlerim sızlıyor.. Bağırıyorum avaz avaz.. Sesime noldu böyle? Niye sesimi duyamıyorum…
O kadın sesi.. Kimdi?
Eşi falan mı? Kesin eşiydi?
Hayır.. Hayırr…. Mesaj atıp şimdi işin doğrusunu anlıycam.. Evet ne olucaksa olsun.. Kızarsa da kızsın eşim.. En azından rahatlarım.. Evet! Kesinlikle mesaj atıcam..
-Ne yapıyorsun?
-Bu saatte ne yapabilirim canım. Uyuyorum..
……….. CANIM..! Canım dedi! Evet o bir kız ve benim eşime canım dedi!
-Nasılsın?
-Sabah görüşücez zaten. Uğrarım dükkana..
…….. Ne! Birde görüşüyorlar? Bu ne? Allahım düşünemiyorum.. Kafam durdu! Ben neler yaşıyorum böyle?? Ben ne yapıcam şimdi?…. Sigara!! Evet! Nefes almalıyım..
Hayır alamıyorum… Boğazıma bişey takıldı! Kalbimin üstündeki ağırlıkta ne? Ellerim çok titriyor, sadece ellerim değil tüm vücudumu sarmış bu titreme.. …
Sabah 9:00. Biraz daha sakinim sanırım ağlamaktan gözlerim çok şişti fazlasıyla yanıyorlar.. Doğru yatak odasına gidip uyandırmalıyım.
– Kalk! Uyan dedim sana!!
-Ne oluyor be sabah sabah?
-Bu numara kimin?
-Arkadaşım. Noluyor ya?
-KİM BU ARKADAŞ!! SÖYLE BANA KİM!! O BİR KIZ VE SANA CANIM DİYOR NE OLUYOR? SEN… SENN BENİ ALDATIYORSUN!!
……………….İhanet…! Ne ağırdır yükü..
Bir hançer gibi saplanır yüreğinize.. Girdiği yeri çürütür.. Önce karşınızdakinden nefret ettirir sonra kendinizden tiksinirsiniz.. Ben nerde hata yaptım? Çok mu ihmal ettim kendimi? Adam eve geliyor pijamayla. Evden gidiyor ben yine pijamayla.. Makyaj dersen sıfır. Eskiden böyle değildim. Şimdi kendime bakmıyorum… Allah kahretsin!! Beni..!! Allah kahretsin!!! Seni…!!
Nerden tanıdım sevdim.. Neden bunu yaptım kendime.. Kalbim ağlıyor anne… Canım yanıyor… Nefesim öldü anne… Kızın yaşamıyor…!!!
Hani ölüm daha kötüydü.. Ben neden bukadar dirinçsizim..
O giden hayallerim mi?
Pür pak gelinliğim zifir gibi olmuş..
Yok ağlayamıyorum.. Sanırım artık içime akıyorlar.. Kalp ağrısı mı bu? Hani Allah kaldıramayacağı yükü insana vermezdi?
Ben dayanamıyorum işte? Kimse görmüyor mu?
Öldüm diyorum..! Neden kimse yas tutmuyor?
Hani kıyamazdı bana? Saçının teli derdi.. Gözlerin derdi susardı… Şimdi görüntüsü aynı ama ruhu o adam gitti mi?
Ama ben ona ‘NEFESİM’ Demiştim.. Şimdi ben nasıl yaşarım?

Baba……. (M)

Dağdır derler, sığınak, ha birde kız çocuklarının ‘ilk aşkı’..Benim öyle olmadı.. Benim ilk aşkım da sığınağımda ‘dedem’ oldu..Ben babama benzeyen bir eş aramadım ‘dedem’ gibi olmalıydı benm eşim.. Ona benzemeliydi..

Baba.. İçimdeki en ücra köşelerimin yalnızlığı..

Baba… Kız çocukluğumun terkedilişi…

Baba… Zor durumda sığındığım liman, beni o dipsiz çukura iten adam..

Baba…

-özledim artık gel!

…. -Biz geldik.

…. -Yoğun çalışıyorum.

… – Hiç arayıp sormuyorsun?

…. – Evlenicem ben..Bir düzen kurcam kendime..

… – Torununa hasta doğucak dediler. Hiç mi merak etmedin! Sağlıklı mı? Kızım kurtuldumu?

…. – Sen bayram da elimi öpmeye gelmedin………

…………….. En büyük hayal kırıklığımsın sen ‘baba’!!

İçimdeki kız çocuğu öleli bir hayli oldu ama arada ağlamaya devam ediyor.. Ne istiyor ki benden. Giden gitti.. İlk terk edilişim en kanatan yerden oldu.. Çok mu yakındık? Değil aslında. Ama o hep vardı, bir telefon uzağımdaydı.. Şimdimi? O telefon hiç çalmıyor. Çalsa açar mıyım? – KOCA BİR HAYIR!!

Eee neyin üzüntüsü ki bu?

Bilmem.. O boşluğu tarif edemem. Yakıcı, derin, kasvetli bir yer.. Bazen göğsüme oturur nefessiz kalırım.. Bazen onu hiç hatırlamam..

Kendime kızarım!!

Bir ‘babanın sevmediğini kim sevsin?’ derim.. Sonra Annemin gülümsemesi gelir aklıma utanırım..

Aslında yazmaya gerek yok.. Ama her giden ardında bir cümle bırakır.. Sıcacık bir damla gözyaşı..

Kimileri pişkindir.,duysusuzdur..buda öyle bir durum. Ben burdan yazarım. Oda Ordan bayramı kutlar.. Ben ‘yavrum’ derim, oda yeni bir ‘hayat’ der.. Kimsenin aklına gelmez benimde başıma geleceğini hiç düşünmezdim.. Halbuki herşey bizim için değilmi? Nasılda unutup yaşıyoruz. Hiç gitmicekmiş gibi seviyoruz..! ‘babana bile güvenme’ oha ne büyük laf! Yok artık!

Tam olarak var artık..!!

Çok mu depresif yazılarım? Çok mu öfke barındırıyor her cümlem?

Ama ben bunları yazmazsam kendime ihanet etmiş olurum!! Önce kalbimi çütüren cümleleri dile getirmeliyim ki, güzeli yazabileyim..

‘Dilimin ucundaki kelimeler’ tamda bunu ifade ediyor bana.

Hoş kalın.. Bu hikayenin bir sonu yok. Başroller hayatta..

Bir kadın..

Bir baba..

İlk Yazı😊

Evet ilk blog yazım.. Ve oldukça heyecanlıyım. İşin aslıda ne yazacağımı pekte bilmeden deniyorum.. Ben kendi halinde yaşı 29 olmuş bir kadınım.. Anneyim.. Kendi kendine çok konuşan Kocamın söylemesine göre ‘dır dır’ eden sıradan bir ev hanımıyım:) enerjim bitmiyor.Bir blog açayım ve tüm kafamda ki düşüncelerimi yine ve yinee kocaman söylemesine göre ‘kafamda ki kuruntuları’ burada sizlerle paylaşayım dedim:) ben kendi kendime delirmeden Bi çare bulmalıydım:)Umarım sıkılmadan ‘bu ne saçmalık’ siz demeden Vee hayatınızda bazı anlara değinmek dileğiyle diyor. İlk yazımıda buarada sonlandırmış bulunuyorum..-evet evett çok konuşuyorum demiştim.. 🙂

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın