Acı Aşk

Al al olmuştu yanakları ve ayağındaki topuklularla çok yorulmuştu. Ama bugüne değerdi.. O sonunda en büyük aşkı ile evleniyordu. Hemen hemen tanıdığı herkes bu mutlu gününde yanındaydı. Oturmasına kimse izin vermiyor sürekli piste oynuyordu. Arada bir sevdiği adamı göz ucuyla takip ediyor pistte görmediğinde hemen onu aramaya koyuluyordu. Bazen onu çok bunalttığının farkındaydı ama başkasının gözü bile değse o kıskançlıktan deliriyordu.. Herşey oydu.. Bir tek onun sözünü dinliyor, bakışından bile ne anlatmak istediğini anlıyordu.
Sonunda minik güzel evlerine gelmişler o yorgunlukla uyuya kalmışlardı. Sımsıkı sarıldı Rüya.. Kocasıydı artık.. Tarık onundu bir tek ona aitti…
Rüya bu adama adeta tapıyor, neredeyse canını istese oracıkta vericek gibi yaşıyordu günlerini.. Ama Tarık çok yakışıklı bir adamdı. Kızlar sürekli etrafında onu rahat bırakmıyorlardı.Oda bu durumdan hiç rahatsız değildi. Bir tek eş değil bütün kızlar onun olabilirdi. O hepsine yeterdi ama Rüya ona göz açtırmıyor sürekli yakasını rahat bırakmıyordu. Hemen de hamile kalmış esas yaşayabilecek güzel seks hayatlarını bitirivermişti. Üstüne sürekli huysuzluk edip, biraz eve geç kalsa onu aldattığını haykırıyor Du.. Başının tacı yaptığı kadın gitmiş yerine kocası sanki her akşam başka kadının yanından geliyormuş gibi bağırıp çağıran bir kadın gelmişti.. Tamam Tarık da az değildi. Bir iki kere yakalamıştı Rüya kaçamaklarını ama eli bile eline değmemişti. O sadece flörtleşip, konuşarak biraz yakışıklı olduğunu başka kızlardan da duymak hoşuna gidiyordu. Ama Rüya o mesajları gördükten sonra ev sanki cehenneme dönmüştü..
Yine eve geç kaldı.. Acaba kimin yanında diye Rüya kendi kendine kurmaya başladı.. Kocası eve gelir gelmez başladı bağırmaya
-Hangi orospunun koynundan geliyorsun?
-Ya Bi defol git başımdan! Ne saçmalıyorsun?
-Yok yok! Ben biliyorum yine aldatıyorsun beni! Seninle evlendiğim güne lanet olsun!
…… Bir el kalktı havaya. Rüyanın tamda yanağında patladı o tokat.! Rüya yere serpildi.. Sevdiği adam yoktu artık karşısında. Onu deli gibi döven gözlerinden ateşler çıkan bu adamdan tiksindi.. Gece her yeri ağrıyarak kalktı yerinden. Yatak odasına doğru ilerledi. Orada hiç bir şey olmamış gibi yatıyordu Tarık! Yorulmuş olmalı tabi! Az tepinmedi kadının üstünde.. Rüya başladı ağlamaya
-Tanrım ben ne yaptım böyle!
Ertesi gün kocası kendini affettirmek için bir çicek almış. Sanki dün geceki adam gitmiş sevdiği o taptığı adam geri gelmişti.. Rüya inandı.. Ama bilmiyordu ki bu ilk olan son değildi..!
Tarık başka bir gece yine eve gelmedi. Gece yarısını çoktan geçmişti. Rüya karnında bebeği soğuk balkonda ağlayarak kocasının eve gelmesini bekliyordu. Bir yandan mesaj üstüne mesaj arama üstüne arama yapıyordu.. Telefon açılmıyor ama mesajlara cevap atıyordu.
-Allahın cezası gelme eve boşanıcam senden.! Dedi Rüya..
On dakika sonra kapı çaldı. Tarık kör kütük sarhoş. Ayakta durucak hali kalmamış. İğrenç koku evin içine dolmuş kadıncağızın hamile haliyle bir türlü dinmeyen kusmasını tetiklemiş ti. İçeri girer girmez sarıldı Rüyanın saçlarına. Hol boyunca süreklidi yerde. Yatak odasına götürüp yatağın üzerine attı kadını. Başladı kafasını duvara vurmaya! O vurdukça Rüya bağırıyor ve hıçkırarak ağlıyordu.. Adamın gözü dönmüş neredeyse öldürücekti onu. Karnında bebeğini unutmuşçasına kafasını vuruyordu. Bebeğe zarar gelmesin diye o bölgeye inmez kadının sadece kafasına yüzüne, bacaklarına, kollarına vururdu..Sızdı kaldı yine. Rüya yine geceyle baş başa kaldı.. Artık sevmiyordu onu.. Ama gidemiyordu da.. Nedenini bilmiyordu. Tarık ona sadece fiziksel değil birde psikolojik şiddette uyguluyordu. Rüya’ya ‘sen bensiz hiçsin! Ben olmazsam yaşayamazsın! Köpek gibi seviyorsun beni! Eğer gitmeye kalkarsan öldürürüm seni!’ diyordu. Belkide korkuyordu artık. Kimselere söyleyemiyor kaderine boyun eğiyordu. Bir gün yine dayağını yedikten sonra kocasının telefonunu kurcaladı. Ödü kopuyordu. Daha yeni dayak yemiş etleri lime lime olmuştu. Kapalı olduğunu gördü ve sonra başka bir hat buldu cebinde. Taktı o an anlamıştı zaten ama gözüyle görmesi gerekiyordu. Satır satır bütün mesajları okudu. İhanetine şahit olmuş elinde tuttuğu telefonla o adamı oracıkta öldürmeyi düşünmüştü.. Hem pis adamın dayağını çekiyor hem üstüne aldatılıyordu öylemi! Gidip uyandırdı. Hesap sordu ama ağzından küfürler döküldü! Rüya artık eski Rüya değil! Taptığı adam da eski gözünün içine bakan adam değildi zaten! O gece, büyük hayallerle girdiği bu ev onun cehennemi olmuştu.. Sevdiği adamsa cellatı! Rüya’yı karşısında hem cinsi varmış gibi dövüyor Du.. Halbuki o değilmiydi saçının teline kıyamam diyen? Ne saç kaldı kıyılmadık nede yürek! En son halının üstüne akan kanla irkildi Tarık. Durdu. Rüya kafasını kaldırıp ona baktı.. Bitmişti artık.. İkiside sevdikleri kişiler değildi! Tarık o gün anladı. Biraz daha devam ederse bu evlilik, sevdiği kadını öldürücekti..
Rüya da anladı nefesini vermeye hazır olduğu adam, nefesini kendi kesmeye çalışıyordu..
Rüya gelinliğini çıkarttı. Bembeyaz gelinliğine kendi kan damlaları kirletti..
Duvara astı, Gözyaşları eşliğinde.. Bu evden ne kadar gitmek istesede o adamı hala çok sevdiğini kendisi de biliyordu..
İnsan can bildiğinden kolay kolay vazgeçemiyordu. Ama o vazgeçmezse Tarık bir gün o öfke kaybıyla Rüya’nın canından geçicekti..
Son defa evlerinde gezindi.. Kaybettiği geçmişine, bugününe ve yarınlar için hayaller kurduğu adama baktı..
Kadın kapıyı açıp gitti..
Adam orada kaldı..
……..

4.Bölüm

Kumsal, ilk derse geç kaldığından, guruldayan karnını doyurmak için karışık bir tost yaptırdı. Olanların şoku hala üzerindeydi. Arkadaşlarının derste olmasına sevindi. Daha kendisinin bile kavrayamadığı bir durumu onlara anlatamayacaktı. Kral..!
Hayat ona bu sıralar güzel yanlarını göstermeye başlamıştı. Elini cebine götürdüğün de telefonu aklına geldi. Orada bırakmıştı. Normalde her ne olursa olsun telefonunu asla unutmazdı. Ama bu çocuk onun kafasını çok karıştırıyor, eli ayağı birbirine giriyordu. Hızlıca okulun bahçesinden dışarı çıktı. Aynı yere gittiğinde, telefonunu bulamadı. Üzülsede yapılacak bir şey yoktu. Sanırım geç kalmış başka biri onu çoktan cebine indirmişti.
Arkadaşlarına bugün olanları anlatmamaya karar vermişti. Onlarda Kumsal ‘la pekte ilgili değillerdi. Sınavlar yaklaşmış herkes derslerine konsantre olmuştu. Ogün okul hiç bitmiycekmiş gibi gelsede sonunda evine ulaşmış, sıcacık bir duşun altına kendini bırakmıştı. Hep o vardı aklında. Bir türlü platonik olduğu Kral’ ı unutamıyordu. Çok asil bir duruşu vardı. Hayallerle uykuya daldı.
Sabah olmuş herzaman yaptığı gibi, üstünü değiştirip okul yolunu düşmüştü. Kızlarla sohbet ederken yüksek bir ses işittiler. Hepsi bir anda kafalarını arkaya çevirdiklerinde onunla göz göze geldi. Kaskını çıkartmış, o nazik ince uzun parmaklarıyla gür ve parlak siyah saçlarını düzeltiyordu. Ağzının kenarının da müzip bir gülümseme belirdi. Yanıma doğru yürümeye başladı. Nasılda rahat, nasılda yakışıklıydı bu çocuk. Kendinden emin, dik başıyla hemen önümde durdu. Kızlar oldukları yerde kıpırdanıp aralarında fısıldayarak bizi izliyorlar bir yanda da ağızları kulaklarında sırıtıp duruyorlardı.
Elini cebine götürdü ve bir telefon çıkarttı.
-Bu senin.
….
-Şaşkın şaşkın bakma yüzüme. Al diyorum.
Yine gülümsüyordu. Bu çocuk hep mi ışık saçıyordu böyle?
-Teşekkür ederim. Ama alamam.
-Ben al diyorsam almalısın.!
Hayır ne zannediyordu beni? Buda ne demek oluyordu?
-Hayır dedim! Hem ne alaka? Ne diye senin sözünü dinlicekmişim ben?
Elini burnuna sürttü. Bu hareketi bile onu şahane gösteriyordu. Hep bir karizma halleri falan, off bu çocuk beni yakıyordu..
Şimay araya girip rahat bir tavırla.
-Birincisi siz dün neler yaşadınız? İkincisi siz tanışıyormusunuz? Dedi.
Bir anda gözlerimiz Şimay’dan kayıp birbirimizle tekrar buluştu. İkimizde sustuk çünkü henüz isimlerimizi bile bilmeden birbirimizden habersiz farklı şeyler hissediyorduk..
….. Bu duman sevgilim.! İkimizi de yakacak olan yangının dumanı..!
-Anlaşıldı.. Dedi Şimay. Siz tanışmadan kaynaşmışsınız. Adı Kumsal ya senin adın ne? Dedi
Şimay’a ters bir bakış attıktan sonra hızlıca gözlerimi ağzından dökülecek olan adını duymak için çevirdim.
Ama o sadece gözlerini bana dikmiş anlayamadığım kadar derin bakıyordu. Bir an o derinlikte kendimi gördüm sandım. Ama bir ses gözlerimizi birbirimizden ayırmaya yetti.
-Eymen..!
Karşıdan bize doğru yürüyen Seda’yı gördüm. Bu kızdan nefret ediyordum. Okadar kendini beğenmiş ve iticiydiki onla her karşılaşmamız da mideme kıramp giriyordu. Yine kısacık bir etek vardı üstünde. Uzun bacaklarını sergilemeyi seviyordu. Uzun ve sarı saçlarını sıkıca toplamış yüzüne abartı bir makyaj yapmıştı. Okulda yasak olmasına rağmen bu kızla artık başa çıkamadıkları için öğretmenler ikaz etmeyi bırakmıştı. Her yeri ayrı oynuyor yine sallana sallana yürüyordu.
-Eymen tatlım ne yapıyorsun buarada?
Eymen? Tatlım? Bu ne samimiyet böyle? Gerçi bu kızın Bi dur şekli yoktu. Hep böyle insanlarla yılışık konuşmalar yapabiliyordu. Demek adı Eymen. Ah..!  Seda elini Eymen’in omzuna yerleştirdi. Ama Eymen ona öyle bir sert baktı ki kız sanki ateşe dokunmuş gibi aniden elini çekti.
-Senin ne işin var esas burda? Dedi Eymen
-Tatlım ben bu okulda okuyorum.
-Tamam hadi git ozaman dersine. Dedi Eymen. Gözleri tekrar sahibini buldu. Bana doğru bir adım daha attı. Ve böylece Seda ile olan arasındaki mesafeyi açmış oldu.
Bu durum beni dahada rahatlattı. Ve ona biraz daha hayran olmama sebep oldu. Bu çocuk beni fena etkiliyordu.
Seda bu duruma bozulmuş olucak ki.
-Ben seni daha müsait olduğun zamanda ararım tatlım. Dedi.
Bu kızın amacı neydi böyle? Beni delirtmeye mi çalışıyordu? Birde gözlerine bürüdüğü o iç bulundırıcı bakışını Eymen ‘e dikmiş cevap vermesini bekliyordu. Git dedi işte sana hala neyin yüzsüzlüğü bu böyle?
Şimay kızın üstüne her an atlıcağımı anlamış olucak ki Seda dönerek
-Hadi canım hadi uza bir an önce. Dedi.
Seda kızgın bir bakış Şima’ ya fırlatıp homurdanarak yürüdü.
-Adımı artık öğrendiğine göre şu telefon olayına geri dönebiliriz. Dedi
-Evet. Ama dönmeye gerek yok çünkü kabul etmiyorum dedim.
Gözümün en derinine sabitlemişti gözlerini. Neredeyse hiç gözlerini kırpıştırmadığını farkettim.
-Eğer telefonu almazsan seni rahat bırakmam. Dedi.
Ahh! Dedim içimden keşke hep yanımda olsan..
-Böyle bir şeye gerek yok!
Yanıma doğru bir adım daha atıp aramızda bir kaç adımlık mesafeyide orada kapatmış oldu. Yüzüne bakabilmem için kafamı yukarı kaldırmak zorunda kaldım. Boyunun gerçktende uzun olduğunu o an iyice anlamış oldum. Nefes alışlarım hızlandı, bu çocuk neden böyle yapıyor? Oda bunu fark etti sanırım ki yine o güzel Gamzesini bana bağışladı..
-Sakin ol. Dedi. Hafiften sırıtıyordu.
-Sakinim! Neden böyle konuştuğunu anlamıyorum. Dedim ama ellerimi nereye koyucağımı bilemeden Bi saçlarıma götürdüm. Sonra çantamın iplerini çekiştirerek oraya sabitledim. Buarada titremeden durabilirlerdi artık.
-Peki sen nasıl diyorsan. Ama bu lanet olasıca telefonu almazsan kendimi suçlamaktan vazgeçmiycem. Dedi.
Bunu o kadar kısık sesle söyledi ki kızlar duyabilmek için resmen can çekişiyorlardı. Ama duymadıklarına eminim. Demek ki utanmak ve mahcup olmak hiçte istediği durumlar değildi. Bende böylesine dehşet verici görünsem bu durumlara düşmek istemezdim.
-Tamam. Gerek yoktu ama teşekkür ederim. Dedim.
Yine o çukur.. Beni burda uyutsan hiç güneşin doğmasını bile istemeyebilirim..
-Tekrardan seni görüceğimi biliyorum. Bu yüzden görüşürz demiycem. Sadece kendine iyi bak Kumsal Hanım.. Dedi.
Ve motoruna binip gidene kadar onu hayranlıkla izleyebildim..

Eymen..

Maçta çarpıştığı kız onu olmadık düşüncelere itmişti..
Eli göğsündeki yaraya dokunmuş, Ordan bişeyler alıp gitmiş.. Artık eskisi kadar sızlamıyor Du yarası..
Ne güzeldi gözleri.. Uçu bucağı olmayan sonsuzluk gibi bir yer..
Bir tarafı bu düşüncelerle boğulurken diğer tarafı endişeliydi.. Kendisini böyle bir mutluluğa laik olamayacağını düşünüyor kızıda bu durumda üzebileceğini adı gibi biliyordu.. Ama o kız farklıydı.. Hem kendine çok yakın hissetmiş hem de korkmasına sebep olmuştu.. Halbuki Eymen hiç bir şeyden korkmazdı..
Her gün yaptığı gibi erkenden uyandı. Kot pantolonunu üzerine geçirip mutfağa doğru yürüdü.. Camı aralıyıp bir sigara yaktı.. Hava bugün tamda istediği gibiydi. Sert bir kahve bugünü nü daha da güzelleştiricekti. Kahvesini içtikten sonra sigarasını söndürdü. Yalnız yaşamanın vermiş olduğu huzurla odasına doğru yürüdü. Üzerine giydiği siyah switch kaslı kollarını sarmış ince belini gün yüzüne çıkrtmıştı. Parfümünü üzerine sıktıktan sonra hazırdı artık. Kapıya doğru yürüdü o çok sevdiği BMW motoruna binicekti bugün. Siyah deri eldivenlerini ve botlarını giyip merdivenlerden indi. Kaldığı evi seviyordu belki fazla büyüktü ama o küçük ve dar alanlardan hoşlanmazdı. Güzel havanın tadını çıkartmak için yolunu uzatmıştı. Gerçi altındaki canavar sayesinde yolunda uzatsa hep gidiceği yere istediği zamanda ulaşabiliyordu.
Yol kenarında giden kız dikkatini çekti. Biraz daha yavaşlayarak ona bakınca karşılaştığı kızın olduğunu gördü. Yarası sahibini tanımış gibi sızladı.. Bir şeyler yapması gerekiyordu. Çünkü kız hiç onun tarafa bakmıyordu. Biraz durup onu izledi. Tamda aradığı fırsat kız karşıya geçicek ve onunla tekrar karşılaşabilcekti. Motorunun gazına basarak asfaltı inletti. Ve işte o an..
Ama bir sorun var kız gereğinden fazla korktu. Neler noluyor böyle?
Motordan inip yanına eğildi. Hay Allah panik atak geçiriyor. Sana bunu kim yaşattıda bu duruma geldin? Birde üstüne ben sana o korkuyu yaşattım..! Diye kendine öylesine kızdı ki..!
Sakinleşti sonun da. Çok korkmuştu oda ama bunu asla ona belli etmedi. Nefes kesici bir güzelliğe sahip.. Oda farkında mı acaba bu kadar güzel olduğunun.? Şımarık birinede benzemiyor ama dikkatimi toparlayamıyorum. Nasıl davranacağını kestirmem mümkün değil.! Adımı bile sormadan arkasını dönüp gitti! Herkez peşimdeyken bu kızın derdi neydi acaba? Belkide oda biliyor çok güzel olduğunu..bunu kullanıyor olabilirmiydi?
Peki yaram neden sızlıyordu.. Bunu bilse belki herkezden farklı olduğunu görebilir ve ona dünyayı serebilirdim..
Arkasını döndüğü sırada yerde parlayan şey dikkatini çekti. Telefon!!
Evet elinden düşürmüş olmalı. Sanırım onu bir daha görebilmesi için bir şansı daha oldu..

Zifir

-Aman Tanrım yine uyuya kalmışım..!
Kumsal gözlerini ovalaya ovalaya banyoya doğru yürüdü.
-Ah!güzel yatağım keşke hiç çıkmasam senin içinden. Diye iç geçirdi..
Geç kalmış olmasına rağmen bayağa rahat davranıyordu. Normalde apar topar giyinip çıkardı ama bugün canı okula gitmek istemiyordu.
Dolabının önünde kısa bir süre oyalandıktan sonra sıcacık evinden buz gibi sokağa ilk adımını attı.
– Nasıl bir sis bu böyle? Sanki bulutlar gökyüzünden aşağıya inmiş!
Yan blokta oturan arkadaşı Hale’nin ziline bastı. Kapının zil sesi iç gıcıklıyıcı şekilde çalıyordu. Bu sesi sevmediğini fark etti. Kapıyı beyaz tenli, yüzünde kırışıkları belirginleşen kafasına taktığı tülbendin yarısı saçlarını açıkta bırakmış, Birgül yenge açtı.
-Ah dedi içinden. Nasılda gözünün önünde yaşlandığını fark edemediğini düşündü. Daha altı yaşlarında tanışmıştı bu kadınla. Kızı yakın arkadaşı olmuştu. Birgül yenge hep güzel poğçalar, börekler yapardı Haleyle ona. Elinde de hep bir kitap olurdu. Okumayı severdi bu kadın ama Kumsal annesinin hiç kitap okuduğuna şahit olmamıştı.
-Günaydın Birgül yenge Hale okula gitti mi?
Kadın gözüne vuran ışıktan rahatsız olmuşçasına yüzünü buruşturdu, birazda homurtuyla cevap verdi.
-Günaydın canım. Yok Hale hasta bugün okula gidemiyecek.
Ah Hale ah..! Ne diye haber bile verme gereğinde bulunamamıştı. Oda buraya kadar boşuna gelmiş oldu diye içinden söyleniyordu.
-Tamam Birgül yenge geçmiş olsun dediğimi söylersin Hale’ye.
Hızla merdivenleri indi çok geç kalmıştı. Bu apartmana gelmeyi hiç sevmiyordu. Her taraf birbirine karışan yemek kokularıyla doluydu. Zaten yemeklerle de arası pek yoktu.
Hava çok soğuk, kış ayını da sevmezdi Kumsal. Soğuk havalarda onun için sobanın yanında kedi gibi kıvrılıp yatarak geçirmesi gereken zamanlardı. Ama lise ikinci sınıf öğrencisi olduğu için okula gitmek zorundaydı.
-Hadi Hale hasta peki Şimay’la, Sevil hangi cehennemde? Neden bugün kimse onu aramadı? Elleri buz kesmişti zaten doğru düzgün beslenemediği için kansız ve hep üşürdü. Birde bu havalar onu iyice hasta ediyordu. Bu şehrin kışını sevmiyordu hiç kar yağmaz ama soğuda keskin olurdu. Kar yağsa okullar tatil olucak oda evinde sıcacık yatağından hiç çıkmıycaktı.. Bu düşüncelerle bir yandan da iyi olmuş yolu yarılamıştı. Okulun yolunu iyi bilmese çoktan bu sisli havada yolu şaşırmış olucaktı. Bomboş sokakta kendi ayak sesi dışında bir ses daha işitti. Hemen arkasından biri geliyordu.. Bir anda ürperdi adımlarını hızlandırdı. Neyse ki simitçi Mehmet amcayı herzaman ki köşesinde gördü. Biraz daha rahatladı. Hem zaten sabahları işe giden insanlarla karşılaşıyorlardı. Kimisi onun gibi geç kalıyor koşa koşa durağa yetişmeye çalışıyor kimisi de Metmet amcadan mis kokulu çıtır çıtır simitlerden alıp yaylana yaylana işine gidiyordu. Muhtemelen arkasında ki kişide işine yetişmeye çalışan biriydi. Hava bu kadar ürpertici olmasa oda bukadar korkmazdı. Bir anda önünde sarı saçlı, etine dolgun bir kız gördü sandı. Ama sis okadar yoğundu ki karşıdakini seçemiyordu. Adımlarını hızlandırdı.. Ama oda ne arkasında ki kimse oda hızlanmıştı artık tak tak eden bu sessiz sokakta ki ayak seslerini daha da yakından duyabiliyordu.
-Sevill..! Sevill..! Diye bağırdı. Kendi sesini bile tanıyamadı korku ve soğuktan çatallanmış sesi adeta boş sokakta yankılanmıştı. Çok şükürki gördüğünü sandığı her sabah okula birlikte gittiği arkadaşlarından Sevil’in kendisiydi. Onu görüceğine hiç bukadar sevineceğini düşünemezdi. Sevil altın sarısı saçları olan hafif tombul elmacık kemiklerinde küçük küçük çilleri olan tatlı bir kızdı.
-Sevil günaydın. Niye bu sabah kimse aramadı beni?
Sevil soluk soluğa kalmış. Ve bu soğuk havada bile alnının üstünde su damlacıkları oluşmuş. Bu kız bu havada nasıl oluyorda terleyebiliyordu kendisinin titremeyen bir yeri kalmamıştı.
-Ben uyuya kalmışım Kumsal, Şimay’ da babasının evinde kalmış dün gece babası bırakıcaktı okula. Hale’yi bilmiyorum ama?
-Ah evet Hale’de hastaymış..
Kumsal Şimay’ın babasında kalacağını biliyordu nasıl da unutmuştu. Bu unutmalarına Bir çözüm bulması gerekiyordu. Bazen bir çok şeyi unuttuğu oluyordu. Neyse bununla daha sonra ilgilenicekti. Arkalarında ki adım sesiyle irkildiler. İkiside o an da dönüp baktılar. Adam neredeyse enselerindeydi. Fal taşı gibi açılmış gözleriyle bir birleriyle bakıştılar ama ikisininde ağzından bir tek kelime dahi çıkmıyordu. Kimdi bu yabancı? Niye onları takip ediyordu?
Kafasında alnına kadar örtülmüş kirden ve yıpranmışlıkta rengi kaçmış bir bere, siyah bir mont, ağzında da sıkı sıkı sarılmış bir atkı vardı. Kollarını birbirlerine iyice kenetledikten sonra daha da hızlı adımlar atmaya başladılar. Neyse ki yan tarafta amcanın biri ağaçlardan düşüp haşır haşır ses çıkartan kuru yaprakları temizliyordu. İkiside birer derin nefes aldı.
Okulun arka girişine yaklaşmışlardı okulun güvenlik kulubesine doğru bakındı Kumsal ama güvenlik yerinde yoktu. Hay aksi birde arka kapıyı kilitlemişler. Şimdi ön taraftaki kapıya doğru yürümeleri gerekicekti. Herkes derste olduğu için bahçede incin top oynuyordu. Kumsal dayanamayıp birazda çaresizce Sevil’in kulağına fısıldar bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
-Sevil bu adam beni takip ediyordu. Korkuyorum. Yakınlaştı iyice ne yapıcaz?
Sevil okadar korkmuştu ki kızın sesi bile çıkmıyor sadece irislerini bir sağa bir sola çeviriyordu. Kumsal sağ tarafına doğru adamın yüzünü görebilmek için döndüğü sırada Sevil’den tiz bir çığlık koptu..!
Kumsal arkadaşına doğru çevirdi kafasını o anda yanından hızla geçen adam omzuna çarpmıştı bir anda sendelledi ama hemen toparlanıp Sevil’in yüzüne dikkatle baktı.
-Sevill..! İyimisn!?
……..
-Sevil kendine gel noldu? Bişey mi yaptı sana?
Arkadaşı belki hıçkırıklarını bırakabilse konuşacaktı ama bembeyaz tenli olan bu kız şuan pancar gibi kızarmış salya sümük ağlıyor ve titriyordu. Eliyle karşı yolu işaret etti. Kumsal göstermeye çalıştığı yere doğru bakınca bir apartmanın siyah demir parmaklıklarının arasından onları sırıtarak izleyen adamla göz göze geldi.. İşte o an, o gözleri o pis gülüşü zihni en derinliklerine kazıdı..
Sevil ‘dokundu bana’ diyebildi sonunda..
Evet eğer o gün Sevil’le karşılaşmasaydı aynı şey onun başına gelicekti. Arkadaşı tacize uğramıştı ama bugünü ikiside bir daha unutamıycaklardı..

2.Bölüm ( İLKKARŞILAŞMA)

Okulun basket maçı var. Gitmek istememe rağmen Şimal’in ve Hale’nin ısrarlarına daha fazla dayanamadım. Gerçi Sevil’in kafası dağılır demeselerdi ben bir bahane bulur gitmezdim. Ama Sevil o günden beri hiç gülmedi çoğu zaman okulun bahçesinde ki bankta uzun uzun oturup donuk gözlerle etrafı izliyordu.
Okulun bitiminden sonra bizi maçın yapılacağı yere götürmek üzere bir otobüs geldi. Gruplar halinde yerimizi aldık. Hep bir ağızdan sesler çıkıyor, orada nasıl tezahürat yapılıcak onları planlıyorlardı. Kulaklarımdaki sesleri duymamaya çalışarak camdan dışarıyı izlemeye başladım. Havalar artık ısınmaya başladı. Bu birazda olsa mutlu olmamı sağlıyor. Güneşin bulutların ardından sızdırdığı ışığı, yüzümün kıvrımlarında hissediyorum. Otobüsten inip sdatyuma doğru ilerliyoruz. Burası düşündüğümden de büyükmüş. Etrafı uzun uzun ağaçlarla kaplı, kocaman pencereleri olan bir yer. Gözüm merdiven basamaklarına takılıyor. Çok fazla basamak var. Daha bakarken bile yorulduğumu hissediyorum. Acaba çok mu üşengeç biriyim? Kapının önüne geldiğimizde nefes nefese kaldım, göz ucuyla bizim kızlarda benim gibiler mi diye bakıyorum. Ama gördüğüm manzara biraz şaşırmama sebep oluyor. Onlar şimdikten gözlerine kestirdikleri erkeklerle bakışmaya başlamışlar bile… Zaten amaçları maçı izlemek değil gözlerini gönüllerini açmakmış. Şimay ailesinin tek çocuğu, her istediğini bu güne kadar elde etmiş. Bu yüzden de fazlaca şımarık ve rahat bir kız. Dış görünüşüde bunu destekliyor zaten. Parlak kızımlısı saçlara sahip olduğu yetmezmiş gibi birde onları bukle bukle yapıp kendine ayrı bir hava katmış. Bu kız kendine çok iyi bakıyor. İri gözleriyle avını arıyor. Arada bir yüksek sesle kah kaha atıyor ki, erkeklerin dikkatini o an çekmeyi başarıyor. Gerçekten de bu konuda çok iyi. Şeytan tüyü dedikleri bu olmalı..! Hale iki örgü yaptığı saçlarını, omuzlarına bırakmış. Gözündeki gözlüklerle de sınıfın çalışkanı imajını koruyor. Burda ne işim var gibi bakınıyor etrafına.. Sonra Sevil’le takılıyor gözüm, yüzüne biraz daha renk gelmiş. Biraz daha dikkatli bakınca, baktığı yöne doğru kafamı çeviriyorum. Uzun boylu, kendisi gibi altın sarısı saçlara sahip olan üstünde altı numara Cenk yazan çocuğu fark ediyorum. Sanırım şuan uzaktan uzağa flörtleşiyorlar. Bu durum hoşuma gidiyor. Çünkü hayatında hiç sevgilisi olmamıştı. Ben kendim istemiyorum dese de bir erkeğin ona bu niyetle yaklaşmadığını hepimiz biliyorduk. Şimay’sa hepimizin aksine sevgilisi değil sevgilileri olan bir kızdı. Yedekte mutlaka iki tane hep vardı. Nasıl oluyorda hiç yakalanmıyordu merak ederdik. Ben ustayım derdi. Evet gerçktende usta bu kız..!
Benimse bir aralar sevgilim vardı. Evet bir tane olmuştu. Teklif aldığım oluyordu ama ben kimseye ısınamıyordum. Hatta kızlar kendi aralarında bana ‘soğutucu’ diye takılıyorlardı. Güzel bir kızım, aynadaki yansımamdan memnumum. Fakat fazla geri kafalıyım sanırım. Ben filmlerde ki gibi bir aşk yaşayamayacaksam eğer, kimsede hayatımda olmamalıydı..
Sıkış tepiş salona girmeyi başardık.
-Of çok kalabalık burası..
Tezahüratlar başlamış herkes dersine iyi çalışmış.
-sağlı sollu yedik ama daha da Yeriz
-maçı almadan gidersek adam değiliz.!
Sıra Karşı türibindeydi.
-her zaman yanındayız
-yalnız bırakmayacağız
-karnımız açıkınca
-opeti soyacağız.!
Anlam veremediğim sözler kulaklarımda uğuldarken, insanların bu denli çoşkulu oluşlarına fazlaca şaşırmış olmalıyım ki arkamdan biri ittirdi. Yüzüm sert bir yere çarptı. O sersemlikle burnuma dolan erkeksi ve yoğun parfüm kokusuyla başımı kaldırdım. Aramızda ki mesafeyi açmak adına geriye bir adım attım. Önce siyah kot pantolonu fark ettim. Üstünde yine pantolonu kadar siyah bir gömlek vardı. Yakasını üstten iki düğme açıkta bırakmış, uzun boyunlu, sert ve sivri çeneye sahip biri vardı karşımda. Gözlerimi yüzüne doğru çıkardığım da çıkık elmaçık kemikleri ve zifir karası gözlere baka kaldım. Okadar net bir yüz hattı vardı ki. Yüzünden ne hissettiğini anlayamadım. Ancak kekeleyerek
-Ö.. Özür dilerim.
Diyebildim. Ama hiç bir tepki vermeden, doğruca yürümeye başladı. Bense olduğum yerde kalakalmıştım. Kızların kıkırdamalarıyla irkildim.
‘Çok yakışıklı’ dedi Sevil.. Şimay ‘taş taş’ diye onu destekledi. Hale bile kendi tarzıyla ‘gerçek miydi?’ diye sordu. Hepimiz bu saf haline kendimizi tutamadan bastık kahkahayı…
Yüreğimde bir ateş.. Sen yakıyorsun sevgilim.. Yanmak hiç bukadar güzel olmamıştı..
Maç bitti bitmesine ama benim gözlerim esrarengiz yakışıklıyı aramakla geçti. Sanki hayat’ aradığın o’ diyordu. Ama o bundan bir haberdi..
Artık rüyalarını süsleyen bir prensi vardı.. Prens mi? Çokmu hafif kaldı? Yok yok şövalye yada kral mı? Deseydi.
Annesi de bu tuhaf, dalgın haline bir anlam veremiyordu. Bir iki kere ağzını aramıştı ama tek kelime öğrenememişti. Kumsal’ın babası yoktu. Daha Kumsal altı aylıkken başka bir kadınla gitmiş bir dahada dönmemişti. Baba kavramını bu yaşa gelmiş nereye koyucağını, hangi duygular beslemesi gerektiğini bilememişti. Belkide hiç ihtiyacı olmadığı içindi. Annesi ona yetiyordu. Sadece fazla çalışıyordu ama onunda üstesinden geliyorlardı.
Havalar iyiden iyiye ısınmış, kuşlar gökyüzündeki yerini almaya başlamıştı. Kumsal ilk defa o gün erken uyanmış. Beline kadar uzanan göz doldurucu kahverengi  saçlarını özenle taramış, alnına serpiştirdiği kahküllerini düzelmişti. Bugün aynadaki yansımasını çok beğenmişti. Okulda makyaj yapmak yasaktı, bu yüzden hafif bir allıkla yanaklarını renklendirmesi yeterli oldu. İri gözlerinin makyaja ihtiyacı yoktu. Gözlerinin su yeşili onu yeteri kadar büyüleyici yapıyordu zaten. Ama son günlerde iyice zayıflamış ‘bir deri bir kemik’ lafının hakkını veriyordu. Arkadaşlarına kısa bir mesaj attık sonra evden çıktı. Bu güzel havalar onundu artık. Yolunu biraz daha uzatıp güzel bir yürüş yapıcaktı. Kulaklıklarını takıp Cem Adrian dan o kirpik hala bende sevgilim şarkısını açtıktan sonra yürümeye başladı. Yürüş alanına vardığında etrafta spor yapan insanlar gördü. Futbolcu olduklarını düşündüğü bir grup genç vardı. Yaşlı amcalar, teyzeler birbiri ardına yürüyorlar çok geçmeden soluk soluğa kalıp çimlere oturuyorlardı. Gözleri gibi yeşil ağaçlara bakıp mis gibi toprak kokusunu içine çekti. Güneş azda olsa içini ısıtmaya yetmişti. Karşı yola geçmek için adım attığı anda ani bir fren sesiyle irkildi. Elindeki telefon beton zemine düşünce kırılmıştı. Ama okadar korkmuştu ki beyni karıncalanmaya, elleri titremeye ve hızlı hızlı nefesler almaya başladı. Olduğu yere diz çöktü. Çorapları kirlenmişti ama şuan umursayacak durumda değildi. Elini kalbine yasladı neredeyse çıplak elleriyle onu avuçlayabilcekti. Sanırım panik atağı nüksetmişti. O anda erkeksi derin kokuyla göğüs kafesi dolup taştı. Bir el  uzanıp yüzünü kendi yüzüne sabitledi.. – Ah Tanrım! Bu oydu.. Kral..!
Bir şeyler söylüyordu ama Kumsal bir türlü kendine gelemiyordu. Panik atağı yetmezmiş gibi bu çocuk normalde de kalbini hızlandırmıştı zaten. Şimdi ikisi birleşince iyiden iyiye ölüceğini düşünmeye başladı.
-Nefes al..! Yavaş yavaş nefes al..!
…………..
-İyisin bir sorun yok! Ben yanındayım..
Oha..! Bu kulaklar neler duyuyordu böyle..
-Geçti yok bir şey sakin ol..! Rahatla..
Artık biraz daha iyi hissediyordu kendi. Şansın böylesi dedi içinden. Her yerde aradığı Kral az daha öldürücekti onu.
-Ölümüm senin elinden olsun yiğidim dedi içinden. Bazen böyle tuhaf konuşmaları vardı. Çok saçma sapan yerlerde saçma konuşmalar yapabiliyordu. Ama içindekileri herzaman dile getiremiyordu çok şükür.
-Su iç! Dedi.
Kumsal bu emri kabul edip. Kana kana suyunu içti.
-Az daha eziliyordun. Sen hiç sağına soluna bakmaz mısın?
Ne yani? Hem onu öldürücekti hemde şimdi azarlıyor muydu?
-Bakıyorum elbette! Sen fazla hızlıydın!
Diye çıkıştı. Gözlerini mi kaçırdı o? Sesini fazla mı yükselmişti acaba? Napmaya çalışıyordu? Hem ondan bu kadar etkilenmişken hemde azarlıyor muydu şimdi? Hiç ağzının ayarı yoktu kendi kendine kızdı..
-Tamam hadi bişey olmadı. Bir daha ki sefere karşıya geçmeden iyice bakın!
-Hah tabi evet! Sende daha yavaş olursun bir dahaki sefere!
-Ne yani bir daha mı motorumun önüne atlamayı planlıyorsun? Dedi.
Hafiften alaycı bir dille. O dudağının kenarında ki gamze miydi? Oha birde Gamzesi mi vardı? Tanrı bu çocuğu yaratırken çok cömert davranmış doğrusu. Kumsal bunları düşünürken yüzüne uzun baktığını fark etti. Birazda utanarak.
-Hayır öyle demek istemedim. Diyebildi.
Krala arkasını dönerek okula doğru yürümeye başladı..
Adı neydi? Ahh salak Kumsal! İnsan adını öğrenirdi en azından!!

1.Bölüm

-Aman Tanrım yine uyuya kalmışım..!
Kumsal gözlerini ovalaya ovalaya banyoya doğru yürüdü.
-Ah!güzel yatağım keşke hiç çıkmasam senin içinden. Diye iç geçirdi..
Geç kalmış olmasına rağmen bayağa rahat davranıyordu. Normalde apar topar giyinip çıkardı ama bugün canı okula gitmek istemiyordu.
Dolabının önünde kısa bir süre oyalandıktan sonra sıcacık evinden buz gibi sokağa ilk adımını attı.
– Nasıl bir sis bu böyle? Sanki bulutlar gökyüzünden aşağıya inmiş!
Yan blokta oturan arkadaşı Hale’nin ziline bastı. Kapının zil sesi iç gıcıklıyıcı şekilde çalıyordu. Bu sesi sevmediğini fark etti. Kapıyı beyaz tenli, yüzünde kırışıkları belirginleşen kafasına taktığı tülbendin yarısı saçlarını açıkta bırakmış, Birgül yenge açtı.
-Ah dedi içinden. Nasılda gözünün önünde yaşlandığını fark edemediğini düşündü. Daha altı yaşlarında tanışmıştı bu kadınla. Kızı yakın arkadaşı olmuştu. Birgül yenge hep güzel poğçalar, börekler yapardı Haleyle ona. Elinde de hep bir kitap olurdu. Okumayı severdi bu kadın ama Kumsal annesinin hiç kitap okuduğuna şahit olmamıştı.
-Günaydın Birgül yenge Hale okula gitti mi?
Kadın gözüne vuran ışıktan rahatsız olmuşçasına yüzünü buruşturdu, birazda homurtuyla cevap verdi.
-Günaydın canım. Yok Hale hasta bugün okula gidemiyecek.
Ah Hale ah..! Ne diye haber bile verme gereğinde bulunamamıştı. Oda buraya kadar boşuna gelmiş oldu diye içinden söyleniyordu.
-Tamam Birgül yenge geçmiş olsun dediğimi söylersin Hale’ye.
Hızla merdivenleri indi çok geç kalmıştı. Bu apartmana gelmeyi hiç sevmiyordu. Her taraf birbirine karışan yemek kokularıyla doluydu. Zaten yemeklerle de arası pek yoktu.
Hava çok soğuk, kış ayını da sevmezdi Kumsal. Soğuk havalarda onun için sobanın yanında kedi gibi kıvrılıp yatarak geçirmesi gereken zamanlardı. Ama lise ikinci sınıf öğrencisi olduğu için okula gitmek zorundaydı.
-Hadi Hale hasta peki Şimay’la, Sevil hangi cehennemde? Neden bugün kimse onu aramadı? Elleri buz kesmişti zaten doğru düzgün beslenemediği için kansız ve hep üşürdü. Birde bu havalar onu iyice hasta ediyordu. Bu şehrin kışını sevmiyordu hiç kar yağmaz ama soğuda keskin olurdu. Kar yağsa okullar tatil olucak oda evinde sıcacık yatağından hiç çıkmıycaktı.. Bu düşüncelerle bir yandan da iyi olmuş yolu yarılamıştı. Okulun yolunu iyi bilmese çoktan bu sisli havada yolu şaşırmış olucaktı. Bomboş sokakta kendi ayak sesi dışında bir ses daha işitti. Hemen arkasından biri geliyordu.. Bir anda ürperdi adımlarını hızlandırdı. Neyse ki simitçi Mehmet amcayı herzaman ki köşesinde gördü. Biraz daha rahatladı. Hem zaten sabahları işe giden insanlarla karşılaşıyorlardı. Kimisi onun gibi geç kalıyor koşa koşa durağa yetişmeye çalışıyor kimisi de Metmet amcadan mis kokulu çıtır çıtır simitlerden alıp yaylana yaylana işine gidiyordu. Muhtemelen arkasında ki kişide işine yetişmeye çalışan biriydi. Hava bu kadar ürpertici olmasa oda bukadar korkmazdı. Bir anda önünde sarı saçlı, etine dolgun bir kız gördü sandı. Ama sis okadar yoğundu ki karşıdakini seçemiyordu. Adımlarını hızlandırdı.. Ama oda ne arkasında ki kimse oda hızlanmıştı artık tak tak eden bu sessiz sokakta ki ayak seslerini daha da yakından duyabiliyordu.
-Sevill..! Sevill..! Diye bağırdı. Kendi sesini bile tanıyamadı korku ve soğuktan çatallanmış sesi adeta boş sokakta yankılanmıştı. Çok şükürki gördüğünü sandığı her sabah okula birlikte gittiği arkadaşlarından Sevil’in kendisiydi. Onu görüceğine hiç bukadar sevineceğini düşünemezdi. Sevil altın sarısı saçları olan hafif tombul elmacık kemiklerinde küçük küçük çilleri olan tatlı bir kızdı.
-Sevil günaydın. Niye bu sabah kimse aramadı beni?
Sevil soluk soluğa kalmış. Ve bu soğuk havada bile alnının üstünde su damlacıkları oluşmuş. Bu kız bu havada nasıl oluyorda terleyebiliyordu kendisinin titremeyen bir yeri kalmamıştı.
-Ben uyuya kalmışım Kumsal, Şimay’ da babasının evinde kalmış dün gece babası bırakıcaktı okula. Hale’yi bilmiyorum ama?
-Ah evet Hale’de hastaymış..
Kumsal Şimay’ın babasında kalacağını biliyordu nasıl da unutmuştu. Bu unutmalarına Bir çözüm bulması gerekiyordu. Bazen bir çok şeyi unuttuğu oluyordu. Neyse bununla daha sonra ilgilenicekti. Arkalarında ki adım sesiyle irkildiler. İkiside o an da dönüp baktılar. Adam neredeyse enselerindeydi. Fal taşı gibi açılmış gözleriyle bir birleriyle bakıştılar ama ikisininde ağzından bir tek kelime dahi çıkmıyordu. Kimdi bu yabancı? Niye onları takip ediyordu?
Kafasında alnına kadar örtülmüş kirden ve yıpranmışlıkta rengi kaçmış bir bere, siyah bir mont, ağzında da sıkı sıkı sarılmış bir atkı vardı. Kollarını birbirlerine iyice kenetledikten sonra daha da hızlı adımlar atmaya başladılar. Neyse ki yan tarafta amcanın biri ağaçlardan düşüp haşır haşır ses çıkartan kuru yaprakları temizliyordu. İkiside birer derin nefes aldı.
Okulun arka girişine yaklaşmışlardı okulun güvenlik kulubesine doğru bakındı Kumsal ama güvenlik yerinde yoktu. Hay aksi birde arka kapıyı kilitlemişler. Şimdi ön taraftaki kapıya doğru yürümeleri gerekicekti. Herkes derste olduğu için bahçede incin top oynuyordu. Kumsal dayanamayıp birazda çaresizce Sevil’in kulağına fısıldar bir ses tonuyla konuşmaya başladı.
-Sevil bu adam beni takip ediyordu. Korkuyorum. Yakınlaştı iyice ne yapıcaz?
Sevil okadar korkmuştu ki kızın sesi bile çıkmıyor sadece irislerini bir sağa bir sola çeviriyordu. Kumsal sağ tarafına doğru adamın yüzünü görebilmek için döndüğü sırada Sevil’den tiz bir çığlık koptu..!
Kumsal arkadaşına doğru çevirdi kafasını o anda yanından hızla geçen adam omzuna çarpmıştı bir anda sendelledi ama hemen toparlanıp Sevil’in yüzüne dikkatle baktı.
-Sevill..! İyimisn!?
……..
-Sevil kendine gel noldu? Bişey mi yaptı sana?
Arkadaşı belki hıçkırıklarını bırakabilse konuşacaktı ama bembeyaz tenli olan bu kız şuan pancar gibi kızarmış salya sümük ağlıyor ve titriyordu. Eliyle karşı yolu işaret etti. Kumsal göstermeye çalıştığı yere doğru bakınca bir apartmanın siyah demir parmaklıklarının arasından onları sırıtarak izleyen adamla göz göze geldi.. İşte o an, o gözleri o pis gülüşü zihni en derinliklerine kazıdı..
Sevil ‘dokundu bana’ diyebildi sonunda..
Evet eğer o gün Sevil’le karşılaşmasaydı aynı şey onun başına gelicekti. Arkadaşı tacize uğramıştı ama bugünü ikiside bir daha unutamıycaklardı..

Kırmızı Gül..🥀

Kırmızı güllere beyaz bir kağıt sarılır. Sonra üstüne kırmızı bir tül ve kurdeleyle bağlanır..

Benimde tam duvarımda asılı bir kırmızı gülüm var.. Bana gelin olduğum günü hatırlatıyor… Beyaz bir gelinlik başımın üstünden inen kırmızı bir dantel örtü belimde sıkı sıkı sarılmış kurdele.. İçinde ben… Sonra duvarda asılı olan solmuş güle bakarım..
Anılarım gelir.. Geçmişim, bugünüm.. En çokta acılar geceleri sever.. Sessizliğin,içinden avaz avaz bağıran, bir tek senin kulaklarında çın çın eden hüzünlerin dökülür…
Dalından koparıldı mı solar çicekler.. Peki ya insanlar ne zaman solar?
Tüm yorgunluğum su yüzüne çıktı. . Anılar gelince aklıma, başım ağrımaya başladı.. Burnumda hafif bir sızı.. Kırılmışlıklar Bedenimin her yerine batmaya başladı bile..
Kah kaha attığım günleri anımsamaya çalışırım.. Hafiften dudağımın kenarında bir çizgi oluştu.. Keşke derim keşke insan insanı yormasa.. Tünelin içinden bir ışık göründümü, tüm olumsuzluklar kaybolur.. Ne kadarda çabuk unutmak isteriz.. İsteriz de beyin her an tetikte.. Yoğun yaşanılan bazı anılar kolay kolay unutulmuyor.. Güzel olanlar  ne kadar çabuk bizi terk etsede, kötüler kendini hatırlatmasının bir yolunu hep buluyor..
Kırmızı güller..
Baştada da söylediğim gibi ne zaman görsem, gelinleri hatırlatır.. Başka bir hayata ‘merhaba’ demeye gidenleri.. Sen onları kuruduğu için çöpe atabilirsin.. Bense hepsini saklarım.. İlk canlılığına hayran hayran bakarken, bir kaç güne nasıl kurucağını hatırlamak istemem.. Anlamlıdır her bir canlı…
Kiminin evine ‘affedilmek’ üzere girer, kiminin evinede ‘hoşgeldin’ demek için…
En çokta sahibi değerlidir.. Elinde taşıyan, yüreğine değiyorsa bir tek  kırmızı gül ömrüne dokunmuş olur…
…………
Bazen bir mezar taşındadır, bazen bir yol kenarında.. Hastanede de görürüz, bir havaalanında.. Herkezde bir yeri vardır.. Her insanın hayat hikayesinde küçük bir figüran olmuştur..
………..
Kimi insanı mutlu eder, kiminin çöp kutusunu süsler..
………
Dikenini göre göre seversiniz, bazı insanların hatalarını bile bile sevdiğiniz gibi..
………
Uzun lafın kısası.. Hep yüzünüzü ‘GÜL’ düren mutluluklarınız olması dileğiyle.. ❤️ 
……….
Kapımda kırmızı bir güle, ömrümün geri kalanını verdim.. Çünkü sahibi yüreğimdi…
………

Hayatınıza ‘hoşgeldin’ diyen kırmızı gülleriniz olsun.. ❤️

WordPress.com ile böyle bir site tasarlayın
Başlayın